Kelime Analizi
(45)
# | Kelime | Anlam | Kök |
|---|---|---|---|
1 | وَإِذَا ve-iza | ve zaman Zarf Zaman Zarfı olduğunda, ansızın | — |
2 | طَلَّقۡتُمُ tallaktumu | serbest bıraktınız Fiil salıvermek, boşamak | ط ل ق |
3 | ٱلنِّسَآءَ en-nisa'e | geride kalan İsim Harf (Edât) kadın | ن س و |
4 | فَبَلَغۡنَ fe-beleğne | ve ulaştılar Fiil varmak, yetişmek | ب ل غ |
5 | أَجَلَهُنَّ ecelehunne | sürelerini İsim Harf (Edât) vade, ecel | أ ج ل |
6 | فَأَمۡسِكُوهُنَّ fe-emsikuhunne | o halde tutun onları Fiil kavramak, alıkoymak | م س ك |
7 | بِمَعۡرُوفٍ bi-ma'rufin | bilinen ile İsim İsm-i Mef'ûl tanınan, iyilik | ع ر ف |
8 | أَوۡ ev | veya Bağlaç yahut | — |
9 | سَرِّحُوهُنَّ serrihuhunne | salın Fiil serbest bırakmak, boşamak | س ر ح |
10 | بِمَعۡرُوفٖ bi-ma'rufin | bilinen İsim İsm-i Mef'ûl tanınan, uygun | ع ر ف |
11 | وَلَا ve-la | ve hayır Bağlaç değil, yok | — |
12 | تُمۡسِكُوهُنَّ tumsikuhunne | tutarsınız onları Fiil alıkoymak, kavramak | م س ك |
13 | ضِرَارٗا diraran | zararı İsim Masdar (Fiil İsmi) sıkıntı, darlık | ض ر ر |
14 | لِّتَعۡتَدُواْ li-ta'tedu | geçesiniz diye Fiil sınırı aşmak, düşmanlık etmek | ع د و |
15 | وَمَن ve-men | ve kim İsim Harf (Edât) her kim, o kişi ki | — |
16 | يَفۡعَلۡ yef'al | yapar Fiil eylemek, işlemek | ف ع ل |
17 | ذَٰلِكَ zalike | şu Zamir İşaret Zamiri o, bu | — |
18 | فَقَدۡ fe-kad | ve kesinlikle İlgeç/Harf Harf (Edât) zaten, gerçekten | — |
19 | ظَلَمَ zeleme | karanlıkta bıraktı Fiil hakkını yemek, zulmetmek | ظ ل م |
20 | نَفۡسَهُۥ nefsehu | nefesini İsim Harf (Edât) can, kendi | ن ف س |
21 | وَلَا ve-la | ve hayır Bağlaç değil, yok | — |
22 | تَتَّخِذُوٓاْ tettehizu | alırsınız Fiil edinmek, tutmak | أ خ ذ |
23 | ءَايَٰتِ ayati | işaretlerin İsim Harf (Edât) kanıt, mucize, ayet | أ ي ي |
24 | ٱللَّهِ allahi | Allah Özel İsim İlah, Tanrı | أ ل ه |
25 | هُزُوٗا huzuven | alay İsim Harf (Edât) eğlence, şaka | ه ز أ |
26 | وَٱذۡكُرُواْ ve-uzkuru | ve işaretleyin Fiil hatırlamak, anmak | ذ ك ر |
27 | نِعۡمَتَ ni'mete | yumuşaklık İsim Harf (Edât) iyilik, lütuf | ن ع م |
28 | ٱللَّهِ allahi | Allah Özel İsim İlah, Tanrı | أ ل ه |
29 | عَلَيۡكُمۡ aleykum | üzerinize Zamir karşı, hakkında | — |
30 | وَمَآ ve-ma | ve ne Zamir İsm-i Mevsûl şey, değil | — |
31 | أَنزَلَ enzele | indirdi Fiil konaklatmak, vahyetmek | ن ز ل |
32 | عَلَيۡكُم aleykum | üzerinize Zamir karşı, hakkında | — |
33 | مِّنَ mine | -den Edat -dan, içinden | — |
34 | ٱلۡكِتَٰبِ el-kitabi | yazının İsim belge, kitap | ك ت ب |
35 | وَٱلۡحِكۡمَةِ ve'l-hikmeti | ve bilgeliğin İsim hüküm, bilgelik | ح ك م |
36 | يَعِظُكُم ya'izukum | size öğüt verir Fiil uyarmak, nasihat etmek | و ع ظ |
37 | بِهِۦ bi-hi | onunla Zamir ona, onun vasıtasıyla | — |
38 | وَٱتَّقُواْ ve-itteku | ve korunun Fiil sakınmak, korkmak | و ق ي |
39 | ٱللَّهَ allahe | Allah Özel İsim İlah, Tanrı | أ ل ه |
40 | وَٱعۡلَمُوٓاْ ve-a'lemu | ve bilin Fiil bilmek, farkında olmak | ع ل م |
41 | أَنَّ enne | olduğunu İlgeç/Harf Harf (Edât) şüphesiz ki, gerçekten | — |
42 | ٱللَّهَ allahe | Allah Özel İsim İlah, Tanrı | أ ل ه |
43 | بِكُلِّ bi-kulli | bütünü ile İsim her, tamamı | ك ل ل |
44 | شَيۡءٍ şey'in | şeyin İsim nesne, varlık | ش ي أ |
45 | عَلِيمٞ alimun | bilen İsim bilen, bilgili, haberdar | ع ل م |
1
وَإِذَا
ve-iza
ve zaman
olduğunda, ansızın
2
طَلَّقۡتُمُ
tallaktumu
3
ٱلنِّسَآءَ
en-nisa'e
4
فَبَلَغۡنَ
fe-beleğne
5
أَجَلَهُنَّ
ecelehunne
6
فَأَمۡسِكُوهُنَّ
fe-emsikuhunne
7
بِمَعۡرُوفٍ
bi-ma'rufin
8
أَوۡ
ev
veya
yahut
9
سَرِّحُوهُنَّ
serrihuhunne
10
بِمَعۡرُوفٖ
bi-ma'rufin
11
وَلَا
ve-la
ve hayır
değil, yok
12
تُمۡسِكُوهُنَّ
tumsikuhunne
14
لِّتَعۡتَدُواْ
li-ta'tedu
15
وَمَن
ve-men
ve kim
her kim, o kişi ki
17
ذَٰلِكَ
zalike
şu
o, bu
18
فَقَدۡ
fe-kad
ve kesinlikle
zaten, gerçekten
21
وَلَا
ve-la
ve hayır
değil, yok
22
تَتَّخِذُوٓاْ
tettehizu
26
وَٱذۡكُرُواْ
ve-uzkuru
29
عَلَيۡكُمۡ
aleykum
üzerinize
karşı, hakkında
30
وَمَآ
ve-ma
ve ne
şey, değil
32
عَلَيۡكُم
aleykum
üzerinize
karşı, hakkında
33
مِّنَ
mine
-den
-dan, içinden
34
ٱلۡكِتَٰبِ
el-kitabi
35
وَٱلۡحِكۡمَةِ
ve'l-hikmeti
37
بِهِۦ
bi-hi
onunla
ona, onun vasıtasıyla
38
وَٱتَّقُواْ
ve-itteku
40
وَٱعۡلَمُوٓاْ
ve-a'lemu
41
أَنَّ
enne
olduğunu
şüphesiz ki, gerçekten