εν δε τη ημερα εκεινη εξελθων ο ιησους απο της οικιας εκαθητο παρα την θαλασσαν
O gün İsa evden çıktı ve deniz kıyısında oturdu.
en de te emera ekeine ekselthon ho isa apo tes oikias ekateto para ten talassan
και συνηχθησαν προς αυτον οχλοι πολλοι ωστε αυτον εις το πλοιον εμβαντα καθησθαι και πας ο οχλος επι τον αιγιαλον ειστηκει
Yanına çok büyük kalabalıklar toplandı; öyle ki, kendisi bir tekneye binip oturdu, bütün kalabalık ise kıyıda duruyordu.
ke sinihthisan pros avton ohli polli oste avton is to plion emvanta kathisthe ke pas ho ohlos epi ton ayialon istikei
και ελαλησεν αυτοις πολλα εν παραβολαις λεγων ιδου εξηλθεν ο σπειρων του σπειρειν
Onlara benzetmelerle pek çok şey anlatarak şöyle dedi: İşte, ekinci ekmek için çıktı.
kai elalesen autois polla en parabolais legon idu ekselthen ho speiron tu speirein
και εν τω σπειρειν αυτον α μεν επεσεν παρα την οδον και ηλθεν τα πετεινα και κατεφαγεν αυτα
O ekerken bazı tohumlar yol kenarına düştü; kuşlar gelip onları yedi.
ke en to spirein avton ha men epesen para tin odon ke ilthen ta petina ke katefagen avta
αλλα δε επεσεν επι τα πετρωδη οπου ουκ ειχεν γην πολλην και ευθεως εξανετειλεν δια το μη εχειν βαθος γης
Bazıları toprağı çok olmayan kayalık yerlere düştü; toprağın derinliği olmadığı için hemen filizlendi.
alla de epesen epi ta petrodi opu uk eihen gen pollen kai evtheos exaneteilen dia to me ehein vatos ges
ηλιου δε ανατειλαντος εκαυματισθη και δια το μη εχειν ριζαν εξηρανθη
Güneş doğunca kavruldu ve kökü olmadığı için kurudu.
heliu de anateilantos ekaumatisthi ke dia to mi ehin rizan eksiranthi
αλλα δε επεσεν επι τας ακανθας και ανεβησαν αι ακανθαι και απεπνιξαν αυτα
Diğerleri dikenlerin arasına düştü; dikenler büyüdü ve onları boğdu.
alla de epesen epi tas akanthas kai anebesan ai akanthai kai apepnixan auta
αλλα δε επεσεν επι την γην την καλην και εδιδου καρπον ο μεν εκατον ο δε εξηκοντα ο δε τριακοντα
Bazıları ise iyi toprağa düştü ve ürün verdi; kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.
alla de epesen epi ten gen ten kalen kai edidou karpon ho men ekaton ho de eksikonta ho de triakonta
ο εχων ωτα ακουειν ακουετω
İşitecek kulağı olan işitsin.
ho ehon ota akuein akueto
και προσελθοντες οι μαθηται ειπον αυτω δια τι εν παραβολαις λαλεις αυτοις
Öğrenciler yaklaşıp O'na, 'Neden onlara benzetmelerle konuşuyorsun?' dediler.
ke proseltontes oi matetai eipon avto dia ti en parabolais laleis avtois
ο δε αποκριθεις ειπεν αυτοις οτι υμιν δεδοται γνωναι τα μυστηρια της βασιλειας των ουρανων εκεινοις δε ου δεδοται
O ise cevap verip onlara dedi: 'Göklerin egemenliğinin gizlerini bilmek size verildi, ama onlara verilmedi.'
o de apokritheis eipen autois oti hümin dedotai gnonai ta müstiria tis basileias ton ouranon ekeinois de ou dedotai
οστις γαρ εχει δοθησεται αυτω και περισσευθησεται οστις δε ουκ εχει και ο εχει αρθησεται απ αυτου
Çünkü kimde varsa ona verilecek ve o bolluk içinde olacak; ama kimde yoksa, kendisinde olan bile ondan alınacak.
hostis gar ehei dothesetai avto kai perisseuthesetai hostis de uk ehei kai ho ehei arthesetai ap avtu
δια τουτο εν παραβολαις αυτοις λαλω οτι βλεποντες ου βλεπουσιν και ακουοντες ουκ ακουουσιν ουδε συνιουσιν
Bu nedenle onlara benzetmelerle konuşuyorum; çünkü gördükleri halde görmezler, duydukları halde duymazlar ve anlamazlar.
dia tuto en parabolais avtois lalo hoti blepontes u blepusin kai akuontes uk akusin ude suniusin
και αναπληρουται επ αυτοις η προφητεια ησαιου η λεγουσα ακοη ακουσετε και ου μη συνητε και βλεποντες βλεψετε και ου μη ιδητε
Yeşaya'nın şu diyen haberi onlarda yerine gelmektedir: Duyarak duyacaksınız ve asla anlamayacaksınız; bakarak bakacaksınız ve asla görmeyeceksiniz.
ke anaplirute ep otis i profitiya isayu i legusa akoy akusete ke u mi sinite ke blepontes blepsete ke u mi idite
επαχυνθη γαρ η καρδια του λαου τουτου και τοις ωσιν βαρεως ηκουσαν και τους οφθαλμους αυτων εκαμμυσαν μηποτε ιδωσιν τοις οφθαλμοις και τοις ωσιν ακουσωσιν και τη καρδια συνωσιν και επιστρεψωσιν και ιασωμαι αυτους
Çünkü bu halkın yüreği nasırlaştı, kulaklarıyla ağır işittiler ve gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleriyle görmesinler, kulaklarıyla işitmesinler, yürekleriyle anlamasınlar, dönmesinler ve ben de onları iyileştirmeyeyim.
epahinti gar i kardia tu lau tutu ke tis osin vareos ikusan ke tus oftalmus avton ekammisan mipote idosin tis oftalmis ke tis osin akusosin ke ti kardia sinosin ke epistrepsosin ke iasome avtus
υμων δε μακαριοι οι οφθαλμοι οτι βλεπουσιν και τα ωτα υμων οτι ακουει
Ama ne mutlu sizin gözlerinize ki görüyorlar ve kulaklarınıza ki duyuyorlar.
ümon de makarioi oi oftalmoi oti blepusin ke ta ota ümon oti akuei
αμην γαρ λεγω υμιν οτι πολλοι προφηται και δικαιοι επεθυμησαν ιδειν α βλεπετε και ουκ ειδον και ακουσαι α ακουετε και ουκ ηκουσαν
Size doğrusunu söylüyorum ki, birçok haber veren ve doğru kişi sizin gördüklerinizi görmeyi arzuladı ama görmedi; sizin işittiklerinizi işitmeyi arzuladı ama işitmedi.
amin gar lego hümin hoti polloi profetai kai dikaioi epethümesan idein ha blepete kai uk eidon kai akusai ha akuete kai uk ekusan
υμεις ουν ακουσατε την παραβολην του σπειροντος
Siz ise ekincinin benzetmesini dinleyin.
imis un akusate tin parabolin tu spirontos
παντος ακουοντος τον λογον της βασιλειας και μη συνιεντος ερχεται ο πονηρος και αρπαζει το εσπαρμενον εν τη καρδια αυτου ουτος εστιν ο παρα την οδον σπαρεις
Krallığın sözünü duyup da anlamayan her kimse için kötü olan gelir ve yüreğine ekilmiş olanı kapıp götürür; yol kenarına ekilen budur.
pantos akuontos ton logon tes basileias kai me sinientos erhetai ho poneros kai arpazei to esparmenon en te kardia avtu utos estin ho para ten odon spareis
ο δε επι τα πετρωδη σπαρεις ουτος εστιν ο τον λογον ακουων και ευθυς μετα χαρας λαμβανων αυτον
Kayalık yerlere ekilen ise, sözü işiten ve onu hemen sevinçle kabul eden kişidir.
ho de epi ta petrodi spareis hutos estin ho ton logon akuon ke evthis meta haras lambanon avton